Cuma Hutbesi
Gıybet, Nemime ve İftira
09 Ekim 2026
قال الله تعالى:﴿وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا﴾[سورة الحجرات، 12]
قال رسول الله ﷺ: ﴿قِيلَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، ماَ الْغِيبَةُ؟ قالَ: ذِكْرُكَ أَخاَكَ بِما يَكْرَهُ﴾[رواه مسلم]
Muhterem Mü’minler,
Allah-ü Teâlâ’nın emriyle, insanlığa İslam’ı tebliğ eden, dinimizin hükümlerini nasıl yaşayacağımızı bizlere Sünnet-i Seniyye’si ile gösteren Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”[1]
Dinimiz, İman, İslam ve Ahlak’tan ibarettir. Kalbimize yerleşen imanımızı, ibadetlerle kuvvetlendirmeli ve bu ibadetlerin karakterimize tesiri ile bizler güzel ahlak sahibi insanlar haline gelmeliyiz.
Güzel ahlakın unsurları olduğu gibi, bunun zıddı olan kötü ahlak da çeşit çeşittir. Bunlardan bazıları ise sadece fertlere değil; ailelere, akrabalara ve hatta cemiyete zarar veren adeta virüs gibi tehlike saçan manevi hastalıklardır.
Bugünkü hutbemde gıybet, nemime ve iftira hastalıklarından bahsetmek istiyorum.
Bir Müslüman’ın gıybet etmesi, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “ölmüş din kardeşinin etini yemek” gibidir.
Gıybet illetine giden yol, sû-i zandan ve kusur araştırmaktan geçer. Din kardeşini suçlu ilan etmek için kusur araştıran kişiler, sonunda kendilerini gıybet bataklığında bulurlar. Onun için Cenab-ı Hakk Hucurat suresinin 12. Ayet-i Kerimesinde şöyle buyurur:
„Ey iman edenler! Zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.“
Büyük günahlardan olan gıybete dalan kimse, sonu pişmanlıkla biten bir hatanın çukuruna düşer ki bu durum onu iftira, haksızlık gibi daha nice büyük günahlara sürükler.
Hazret-i Ebu Hüreyre (r.a.)’den şöyle rivayet edilmiştir: “Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.): -Ya Rasulellah, gıybet nedir? diye soruldu. Peygamber Efendimiz: -Din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle zikretmendir, buyurdu. (Soran tarafından) denildi ki: -Ya Rasulellah, söylediğim şey kardeşimde olsa da mı? Efendimiz (s.a.v.): -Eğer söylediğin şey kardeşinde olursa gıybetini yapmış olursun; kardeşinde yoksa ona iftira etmiş olursun, buyurdular.”[2]
Kıymetli Mü’minler,
Gıybeti körükleyen huylardan birisi de nemime, yani insanlar arasında laf taşımaktır. Bir çok huzursuzlukların sebebi, laf taşıyan kimselerdir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Laf taşıyan cennete giremez.”[3] buyurmuştur.
Laf taşıyanlara değer verenler, aynı zamanda kendi kuyularını da kazmaktadır. Zira laf taşıyan insan, kendisine söz taşıdığı kişinin sözünü de başkalarına iletmekten geri durmaz. Nemmâm doğru sözlü bile olsa cemiyete ektiği kin, nefret ve düşmanlık tohumlarının neticesi ne büyük bir felakettir!
Laf taşıyan birisi, Hasan-ı Basrî (r.h.) Hazretlerine geldi ve: “Falan kimse senin arkandan konuştu.” dedi. Hasan-ı Basrî Hazretleri: “Ne zaman, nerede ve orada sen ne yapıyordun?” diye sordu. Adam: “Bugün onun evinde davet ettiği ziyâfete gitmiştim.” dedi. “Evinde ne yedin?” diye sorunca. “Şunları, şunları yedim” diye sekiz çeşit yemek sayınca Hasan-ı Basrî Hazretleri:
”Ey fâsık, karnına sekiz çeşit yemek sığdı da bir lâf mı sığmadı. Benden uzaklaş!” buyurdu.
Gıybeti adet edinen kimse çoğu zaman iftira da eder. İftira edenlerin ahiretteki akibetlerini Cenab-ı Hak şöyle beyan buyurur:
“Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Yapmış olduklarına, dilleri, elleri ve ayaklarının, aleyhlerinde şahitlik edeceği gün onlar için çok büyük bir azap vardır.“[4]
[1] Heysemî, Mecme’uz-Zevaid, (9/18)
[2] ed-Dürrü’l-Mensûr, Hucurat 12. Ayetin Tefsiri
[3] Müslim, 105
[4] Nûr, 23-24